|
Canım İstanbul Bahar sarhoşluğu
Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar; İlk sevgilinin gülüşüne benzer Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar. Bir Nisan havası değil mi esen? İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim; Zincirlere, kelepçelere inat, O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim. Kanatlarımı açmak zamanıdır; Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur; Allaha ısmarladık kaldırımlar. Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur. Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale, Giyenler düşünsün dar elbiseyi, Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale. Ölçülü sözü, hesaplı adımı Ben kurtuldum kafeste kuş olmaktan; İstanbul benim canim; Saltanat sürer gibi uçuyorum, Vatanim da vatanim... Erik ağacı gelin olduğu gün. İstanbul, İstanbul... Hayranım bu şehrin bacalarına İrili ufaklı hep bir ağızdan. Tarihin gözleri var, surlarda delik; Nasıl derinden bu gökyüzüne doğru Servi, endamlı servi, ahirete perdelik... Bir türkü söylüyorlar öyle sessiz! Bulutta saha kalkmış Fatih'ten kalma kir at; Dumanın daim olsun güzel baca! Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat... Şahadet parmağıdır göğe doğru minare; Yuvası saçakta kalan kırlangıç, Her nakısta o mana: Öleceğiz ne çare? Yavrusu dallara emanet serçe, Hayattan canlı olum, günahtan baskın rahmet; Derken camiler üstünde güvercin Beyoğlu tepinirken ağlar Karaca Ahmet... Minareler katından geçiyorum Gökyüzü mahallesi İstanbul’un O manayı bul da bul! İlle İstanbul’da bul! Süt beyaz bir martıyım açıklarda İstanbul, Gemilere ben yol gösteriyorum, Buğday ve ilaç yüklü gemilere İstanbul... Bir kanat vuruşta bulutlardayım; Bir süzülüşte vatanım dalgalar! Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği; Çamlıca'da, yerdedir göklerin derinliği. Cahit Sıtkı Tarancı Oynak sular yalının alt katına misafir; Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir. Her aksam camlarında yangın çıkan Üsküdar, Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar... Bir ses, bilemem tambur gibi mi, uda gibi mi? Cumbalı odalarda inletir katibi mi...
Kadını keskin bıçak, Taze kan gibi sıcak. İstanbul, İstanbul...
Yedi tepe üstünde zaman bir gergef isler! Yedi renk, yedi sesten şayisiz belirişler... Eyüp oksuz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu, Adada rüzgar, ucan eteklerden sorumlu. Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından. Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar; Güleni söyle dursun, ağlayanı bahtiyar...
Gecesi sümbül kokan Türkçe’si bülbül kokan, İstanbul, İstanbul...
|