M. Kübra's profileHAYAT: RABBİMİZİN BİZE V...PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
HAYAT: RABBİMİZİN BİZE VERDİĞİ BİR TUTAM NEFESBEN VATANIMIM BEKÇİSİYİM DİNİMİN EN GÜZEL ÖRNEĞİ GÖNLÜMDE ATALARIMIN EDASI BAŞIMDA EŞARBIM ELİMDE KUTANIM BEN ANNEMİM GÖZ YAŞINDA SAKLIYIM........................ MEDENİYET DEDİĞİN EĞER AÇMAKSA BEDENİ DIŞARDAKİ KÖPEK SİZDEN DAHA MEDENİ
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
November 03 ßOY]{0'][' VA]{']['İMÜSLÜMAN KARDEŞİM Tamam anlıyorum...Müslüman şirketlerin ürettikleri siyonistlerinkilerle kıyaslayınca kalite yönünden daha az kaliteli ...Ariel daha iyi temizliyor, Adidas daha dayanıklı ve kaliteli... Ama sonuçta o işinizi halletmiyor mu...!? Yani sizin işinizi zaten gören ve -istediğiniz kalitede olmasa da - amacınızı gerçekleştiren Müslüman şirketlerin ürünlerini almak varken sadece " daha ..." - McDonald's ın dondurması daha tatlı, Coca Cola daha asitli ...- diye , yani işinizi gören varken, sadece siz biraz daha zevk alacaksınız, azıcık daha gayret göstermeniz gerekecek diye " Başka Müslüman ülkelerde Öldürülen kardeşlerimizin mermi parasını neden siz ödeyesiniz ki...! Ahirette sadece" işimi gören vardı ama o biraz daha kaliteli idi " diyerek bu İslam düşmanlarını desteklemekten doğan vebalden kurtulabileceğinizi mi savunuyorsunuz... Sizin sadece " azıcık daha zevk-kaliteniz "uğruna destek verdiğiniz İslam düşmanlarının döktüğü kanların hesabı Ahirette karşınıza, karşımıza çıkacaktır, unutmayalım...
COLA ÖLDÜRÜR! YOKSUL NİJERYALI YERLİLER Aklımızı başımıza toplayalım... Ümitsizlik etmeyelim... Umutsuzluk etmeyelim... Bizler inanan ve inançlı Müslümanlarız... çalıştıkça Allah verecek... Bizler çalışmıyoruz, gayri müslim çalışıyorda Allah ona veriyor... Uyanalım... Uyandıralım... Uyuma vakti değil... PROTESTO
Bizler Müslümanlarız... Muhammedîleriz... GİYİM GIDA İÇECEK TEMİZLİK KOZMATİK VE BAKIM TENOLOJİ OTOMOBİL SİGARA AKARYAKIT DİĞER TİMMY HİLFİGER, NİKE, ADİDAS, VAKKO, POLO, BERK ÇORAP, PARİZYEN, MÜJDE, HUGO, CALVİN KLEİN, LEVİ'S, TİMBERLAND, ARMANİ DANONE, MAGGİ, NESTLE, NESCAFE, NESQUİK, JACOBS, BANANA, MCDONALD'S, BURGER KİNG, KNORR, CALVE, KOMİLİ, BECEL, SIRMA, SANA, FİRST SAKIZ, FALIM SAKIZ, MİS, ELİTTEPE KAHVE, COCA COLA, SPRİTE, FANTA, SCHWEPPES, TURKUAZ SU, CAPPY MEYVE SUYU, SENSU PEDO,CAN BEBE, PRİMA, ORKİD, SİGNAL, İPANA, ALO, ARİEL, MİNTAX, VİM, OMO, CİF, YUMOŞ, RİNSO, LUX, HACI ŞAKİR, JOHNSON&JOHNSON, RİJOCE, PANTENE, BLENDAX, CLEAR, ORGANİCS, ELİDOR, DOVE SABUN, PALMOLİVE MAC, REVLON, L'OREAL, CALVİ KLEİN, RALPH LAUREN, GİRGİO ARMANİ, ELİDA, WİCHY, GİLETTE FOX, CNBC, CNBC-E, NATİONAL GEOGRAPHİC, CNN, POWER FM IBM, INTEL, DELL, NOKİA, ICQ OPEL, FORD, MAZDA, VOLVO, CHEVROLET, PONTİAC, SAAB PHİLLİPS MORRİS, PARLEMENT, MARLBORO CARREFOUR, ALARKO, KİWİ, ASTEL BANT, CİTİBANK, KODAK, BP, SHELL, KENT YALVARIYORUM ALMAYIN FİLİSTİNİM BEN . o bir anne..can çekişiyor ama yavrusunuda teselli ediyor üzülmesin diye.. yavru çaresiz.. tek teselli gözyaşları..
İmtihanların en zoru.. anne Rabbine gidiyor kanlar içinde..
annenin şehadet anı.. Lübnanda Anne Olmak... Bağdatda Anne Olmak... October 26 ¯¨´*·~-.¸¸,.-~*´¨§ïﮣë®î(v)¯¨´*·~-.¸¸,.-~*´¨![]()
Aynaya baktım bu sabah Yorgun ve hayata yenik düşmüş gördüm kendimi Usulca yaklaştım sanki kendimle yüzleşiyordum Yaklaştıkça fark ettim yüzümdeki derin çizgileri Acı bir tebessüm sardı çehremi o an Uzun yıllar geçti kalbimi görmeyeli Meğerse çok yaşlanmışım Sevgisiz kalbime sevgi öğretmekle
KÜBRA YILDIRIM
Ben vatanımın bekçisiyim Dinimin en güzel örneğiyim Şehit kanıyla bulanmış topraktan meydana geldim Gönlümde atalarımın edası Başımda eşarbım elimde kuranım
Ben annemin gözyaşında saklıyım Mazlumun önde giden savaşçısıyım Sultanımın emrinde aciz bir kulum
Ben Mehmetçikler diyarında gözlerimi açtım Başı dik göğsünde Allah inancı kurşun işlemez Hz Ömer misalidir bu vatanın şehidi Biz böyle bir vatanın torunlarıyız
NE MUTLU BİZE Kübra YILDIRIM
İstanbul’da bir kız sana ağlamakta Gözleri kandan kadeh Dudaklarında tuzdan yumak Çaresiz seni özlüyor ya rab
Kör karanlıkta sana gelmeye çalışan bir kız Yolu kaybetmiş içinde bir korku endişe Seni arıyor ya rab
Ayaz da bekleyen bir gül bir kız Üşümüş titreyen bedeniyle seni istiyor ya rab İçinde boşluk kör kuyular gibi karardıkça kararıyor Yardım istiyor sessiz çığlıklarla Duyan yok yardım eden yok senden başka kimse yok Duy beni ya rab
KÜBRA YILDIRIM Ben gökyüzünden düşen bir kar tanesiyim Avuçların da eriyen akıp giden su damlası gibiyim Sıcaklığınla buharlaştırdığın Soğukluğunla dondurup parçaladığın biriyim
Ben duvardaki hüznün resmiyim Kalabalığın içindeki sıradan sessiz biriyim Hani Bakıp da görmediğin son karenin içindeyim
Sen benim için bir şairin dizesindeki en önemli cümlesin Olmasa olmazsızısın KÜBRA YILDIRIM
Hasretinle yanıyor şimdi her yanım Bir damla sen diye yalvarıyorum Bir damla kan sızıyor gözlerimden
Söz verdim kendime bu son demiştim oysa Akmıcaktı artık gözyaşlarım senin ardından
Gitme gitme dur Dur bak bana bak da gör ne halde olduğuma Tut ellerimi beni bırakma Sensizlik yaramıyor bana KÜBRA YILDIRIM
Seninle her şey bir rüya gibiydi
Gözlerim buğuluydu sana bakarken
Sen gittin ben bu rüyadan uyandım
O AN
Garip bir hüzün çöktü yüreğime
Bedenim yığıldı yere
Yaşlar sel misali akıyor yüzüme
Buruk ve tuzlu hüzün bırakıyor dudağıma
İnan sensizliğe alışamıyorum
Ellerini gözlerini kokunu arıyorum
Sanki bana sesleniyorsun
Bakıyorum ardıma yoksun
Yoksun orada
Seni işlemişler yârim yüreğime iğne oyasıyla
Değerlidir bilirsin el emeği göz nuru
Her ilmekte işlendin yüreğime
Yavaş yavaş girdin kalbime
Yaktığım bütün ışıklar
Kurduğum bütün hayaller
Sen gittiğin an tek tek söndü ardından
KÜBRA YILDIRIM
Gökyüzünde bir yıldız gördüm
Yaşam ışığı sönüyordu sanki
Karanlığa direnmeye çalışıyordu güçsüzlüğüyle
O kadar aciz durumdaydı ki
Yardım etmek istedim
Sevgimle beslemek istedim
Ama yapamadım çünkü o benmişim.
KÜBRA YILDIRIM
Ruhumda ki boşluk gittikçe artıyor
Bazen bir damla yaşla başlıyor
Hüznüm, suskunluğum
Uçurumun kenarında son buluyor ağlayışım
KÜBRA YILDIRIM
Kurumuş yaprak düştü avuçlarıma son baharda Sararmış solmuş rüzgârın etkisiyle titriyordu sanki Bir hiddetle atmaya çalışıyordu uzak diyarlara İki avucumun arasına aldım sineme bastırdım Yeşersin diye tutum onu kalbimin üstünde Avuçlarıma baktığımda kırılmıştı geri gelmeyecekti bir daha Rüzgâr savurmuştu onu yaşam kaynağından
KÜBRA YILDIRIM EMEĞE SAYGI LÜTFEN
ŞAİR: KÜBRA YILDIRIM :)
October 17 )V(€H)V(€']['Cİ]{ (Ş€HİTL€Rİ)V(İZ![]() MEHMETÇİK - MEHMETÇİK -
![]() ![]() iSTiKLAL MARŞI
Komando Olmak(gerçek bir şiir)
İS']['A)\(ßUL
October 16 ALLAH![]() ![]() ![]() Bir kayanın üzerinde oturuyor ve akan suya bakıyorduk. Konuşmuyordu, özel dünyasına dalıp gitmişti. Bir ara göz ucuyla ona bakarken, "Ne düşünüyor acaba?" sorusu geçti aklımdan.
Bir süre, suda parlayıp sönen kabarcıkları seyrettikten sonra, başını kaldırdı, bana döndü. Baktım, yüzünde âşina olduğum anlam yüklü bir ifade belirmişti: Soracaktı... Merakının bütün derinliğini sesine yükleyerek: "Söyler misin," dedi, " nerde?" Bu iki kelimelik büyük soru karşısında hayli zaman sustum ve düşündüm. Suskunluğumu saygıyla karşıladı, merakının şiddetini kaybetmeden bekledi. Bütün bilgilerimi gözden geçirmem ve muhakeme gücümü olabildiğince iyi kullanmam gerektiğini biliyordu. "Sen," dedim, " suali sorarken yanlış bir noktadan yola çıkıyorsun." "Nasıl?" "Nerde, sorusu bir mekân'ı, yani yer'i hatıra getirir. Mekân ise, maddî varlıklar için söz konusudur. nerde, suali, da diğer varlıklar gibidir, onların bir mekânı vardır, şu hâlde ın da bir mekânı olmalı, muhakemesinin ürünüdür. Eğer Rabbimizi bir maddî varlık gibi düşünürsek, daha baştan yanlış yapar ve çıkmaza gireriz."Endişeli ve tedirgin bir tavırla, "Umarım beni yanlış anlamazsın," dedi. "Ben, Ona inanıyorum. Merakım da bu yüzden. insan, inandığını tanımak istiyor. Onu hayalimde canlandırmaya çalışıyorum, olmuyor." "Hayaline gelen her ne olursa olsun, o, değildir. Çünkü, senin hayalin sınırlı. Sınırlı olan sınırsızı içine alamaz. Sen ancak yaradılanları tasavvur edebilirsin. ise, yarattıklarına benzemez. Bütün varlıklar sonradan var edilmiştir. Oysa ezelîdir, yani varlığının başlangıcı yoktur. Bir kudsî hadîste, vardı ve beraberinde başka şey yoktu, deniliyor. Ne madde, ne cisim, ne hareket, ne zaman, ne mekân... Maddî ve cismanî olmayan için yer tasavvuru anlamsızdır.""Kâinatın bir sınırı var değil mi ?" "Elbette." "Peki, kâinatın bittiği sınırın ötesinde ne var ?" "Hiçbir şey... O sınırdan ötede ne madde var, ne zaman, ne de mekân..." " kâinatın içinde mi ?""Hayır. Ustayı eserin içinde aramamalı. Yaradan, yaratılanın içinde olamaz." "Şu hâlde "Hayır. ne kâinatın içindedir, ne de sınırın ötesinde bir yerde...""Ama bu nasıl olabilir! Bir türlü anlayamıyorum. Hem var diyorsun, hem de ne kâinatın içinde, ne de dışında olmadığını söylüyorsun!""Evet, öyle. Çünkü, içinde veya dışında tabirleri maddeler, cisimler, yer tutanlar, bir mekânı olanlar için söz konusudur. Halbuki, ne maddedir, ne cisimdir ve ne de yer tutar. Bizi yanıltan nokta şu: Aklımız her varlığın mutlaka bir mekânda olması gerektiğini düşünüyor. Çünkü, daima bir mekânda olan, yer tutan varlıklarla karşılaşmış. Mekânı olmayan bir varlığı tasavvur edemiyor. tasavvurunda da bildiklerinden yola çıkıyor, mekândan münezzeh olan ın da bir mekânı olması gerektiğini düşünüyor. Bu sebeple, kâinatın içinde veya dışında bir yer arıyor. Kâinatın içinde veya dışında olmak yaratılanlar için söz konusudur. Nerde? diye sorduğun zaman, daha suali sorarken, ın bir yeri olmalı, diye bir kabulle yola çıkıyorsun. mekândan münezzeh olmakla beraber, isimlerinin ve sıfatlarının tecellileri, yani görünümleriyle her yerdedir. Akıl, Onun zâtını kavrayamaz, ancak varlığını anlayabilir. isimlerini, sıfatlarını ve şuunatını kuşatamaz, fakat onların var olduğunu bilebilir.""Nasıl bilecek?" "Eserlerinden... Her varlık sanatlı bir eserdir. Her eser gibi sanatkârını gösterir. Kâinat da bir büyük eserdir ve o da ustasının şahididir. Çevremizde gördüğümüz her varlık ölçülü, düzenli ve süslü hâliyle bize Rabbimizi anlatan birer mektuptur. Yeter ki okumayı bilelim... Şu hâlde biz, bu eserlere bakarak Onun isimlerini ve sıfatlarını istediğimiz kadar düşünebiliriz, ama zâtını, asla..!" "Zâtının düşünülmesinin yasak oluşu bir dogma değil mi ?" "Ne münasebet! Terazisine, tartı kapasitesinin üzerinde bir yük yüklemeye çalışan bir adama, sakın yapma, bu terazi bu kadar sıkleti çekmez, demek ona iyilik etmektir. Kavranması mümkün olmayanı düşünmek, imkânsızın peşinden koşmaktır. Akıl bir mahluktur, Hàlıkını ihata edemez. Her organımız gibi aklımızda sınırlıdır. Ondan yapamayacağını istemek, ona zulmetmektir. Sonsuz olan bir'e sığar mı hiç! Eğer Rabbimiz, zâtını da anlamamızı bizden isteseydi, bu, altından kalkılamaz bir teklif olurdu. , sonsuz merhameti sebebiyle bize kaldıramıyacağımız yükü yüklememiştir. Başını kaldırdı, gökyüzündeki parça parça bulutlara baktı, "Biz" dedi, "galiba aklımıza fazla güveniyoruz." "Haklısın... Oysa akıl da sınırlı. Sınırlı olduğu için de âciz. Aklın her şeyi kuşatamayacağını anlamak da yine makul bir davranıştır. Nasıl göz her varlığı göremiyor, kulak her sesi işitemiyorsa , akıl da her şeyi kavrayamaz. Akıllı insan, akla kaldıramayacağı yükü yüklemez. imkânsızın peşinden koşmak da bir tür akılsızlıktır." Ömer SEVİNÇGÜL ![]() ” Andolsun ki, sizi biraz korku ve açlık; mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azalma (fakirlik) ile deneriz. (Ey Peygamber) Sabredenleri müjdele. O sabredenler, kendilerine bir bela geldiği zaman : Biz ’ın kullarıyız ve biz O’na döneceğiz, derler. İşte Rablerinden bağışlanma ve rahmet hep onlaradır.” (Bakara Suresi,155-157)"Allah ve melekleri, Peygamber'e çok salevât getirirler. Ey mü'minler! Siz de ona salevât getirin ve tam bir teslimiyetle selam verin. Ahzâb Sûresi 33/56.
♥ GERÇEK AŞK ♥
Rahman ve Rahim olan ALLAH'ın Adıyla...
"Kalpler ancak ALLAH'ı C.C. anmakla huzura kavuşur" Rad / 28
Rabbim, Rabbim, bu işin bildim neymiş türkçesi, Senin aşkın ateştir, ateşin gül bahçesi.
Göz kaptırdığım renkten, kulak verdiğim sesten, Affet Senden habersiz aldığım her nefesten.
Aşık olan kişiler deli olagan olur, Aşk nedir bilmeyenler âna gülegan olur,
Sakın gülme sen âne , deli değildir sane,
Kişi neye gülerse başa gelegân olur,
Aşık Yunus sen dahi, incitme aşıkları,
Aşıkların duası kabul olagan olur….
“Bu indirdiğimiz mübarek bir Kitap'tır. Şu halde O'na uyun (Enam Suresi, 155)
“Hak Rabbinizdendir; artık dileyen iman etsin, (Kehf Suresi, 29)
“ … O (Kuran), bir öğüttür. Artık dileyen, (Abese Suresi, 11-12)
![]() ![]() ESMA'ÜL HÜSNA
Bismillahirrahmanirrahim.. 1- ALLAH (celle celâluhu): Allah Teâlâ’nın zâtına has bir isimdir. Bütün isimleri içinde İsm-i Âzam’dır.
2- ER-RAHMAN (celle celâluhu): İnanan inanmayan, sevdiği sevmediği, asi, mûti ayırt etmeden bütün mahlukata, dünya hayatında merhametle muamele den, rızıklandıran. 3- ER-RAHİM (celle celâluhu): Çok merhamet edici, ahirette yalnız inananlara nimetler veren, acıyıp merhamet eden. 4- EL-MELİK (celle celâluhu):Mutlak hükümdar, kâinatın tek sahibi. 5- EL-KUDDÛS (celle celâluhu): Her türlü eksiklikten, hatadan, bütün kusurlardan münezzeh. 6- ES-SELÂM (celle celâluhu): Bütün noksanlıklardan münezzeh, kullarını selâmete çıkaran. 7- EL-MÜ’MİN (celle celâluhu): Kendine sığınanları koruyan, kalblere iman nuru ilka eden, peygamberlerini tasdik eden. 8- EL-MÜHEYMİN (celle celâluhu): Gözetici, koruyucu, emniyet olunan 9- EL-AZİZ (celle celâluhu): Mağlup edilmesi muhal olan. En üstün, en şerefli olan. 10- EL-CEBBAR (celle celâluhu): Dilediğini dilediği gibi yaptırmaya muktedir, noksanları düzelten. 11- EL-MÜTEKEBBİR (celle celâluhu): Her şeyde, her hadisede büyüklüğü zâhir olan. 12- EL-HÂLIK (celle celâluhu): Yaratan, yoktan var eden. 13- EL-BÂRİ (celle celâluhu): Yarattığı her şeyi mütenasip bir şekilde yaratan. 14- EL-MUSAVVİR (celle celâluhu): Her şeye bir şekil, bir özellik veren. 15- EL-GAFFAR (celle celâluhu): Mağfireti pek çok. 16- EL-KAHHAR (celle celâluhu): Her şeye galiptir. Her şey O’nun kudreti altındadır. 17- EL-VEHHAB (celle celâluhu): Kullarına karşılıksız nimet veren, ihsan eden. 18- ER-REZZAK (celle celâluhu): Mahlukatı dilediği gibi rızıklandıran. 19- EL-FETTAH (celle celâluhu): Zorlukları kolaylaştıran. Zafer, rızık ve rahmet kapılarını açan. 20- EL-ALİM (celle celâluhu): Her şeyi çok iyi bilen, ilmi her şeyi kuşatan. 21- EL-KÂBİD (celle celâluhu): Sıkan, daraltan. 22- EL-BÂSİT (celle celâluhu): Açan, genişleten. 23- ER-RÂFî (celle celâluhu): Yükselten, kulları kendine yaklaştıran. 24- EL-MUîZ (celle celâluhu): İzzet veren, kuvvet veren. 25- EL-MUZİLL (celle celâluhu): Zillete düşüren, hor ve hâkir eden. 26- ES-SEMİ (celle celâluhu): Gizli açık, her şeyi en iyi işiten. 27- EL-BASİR (celle celâluhu): Gece gündüz, açık gizli, uzak yakın her şeyi en iyi gören. 28- EL-HAKEM (celle celâluhu): Hükmeden, hakkı yerine getiren, hükümlerinde asla zulüm olmayan. 29- EL-ADL (celle celâluhu): Çok adaletli ve adaleti mutlak olan. 30- EL-LATİF (celle celâluhu): Yumuşaklıkla muamele eden. En ince işlerin bütün inceliklerini bilen. 31- EL-HABİR (celle celâluhu): her şeyin hakikatından gizliliklerinden haberdar olan 32- EL-HALİM (celle celâluhu): Hilmi çok, günahkarlara yumuşak davranan. Hemen cezalandırmayan, mühlet veren. 33- EL-AZİM (celle celâluhu): Pek azametli, büyüklüğün zirvesinde. 34- EL-ĞAFÛR (celle celâluhu): Mağfireti çok, kulların büyük, küçük günahlarını affeden. 35- EŞ-ŞEKÛR (celle celâluhu): Şükrü mükafatlandıran, kendisine yapılan şükre çok büyük ecir veren. 36- EL-ALİYY (celle celâluhu): Pek yüksek. O’nun yüksekliğini idrakten akıl aciz kalır. 37- EL-KEBİR (celle celâluhu): Pek büyük. Büyüklükte kendisinden daha büyüğü muhal olan. 38- EL-HAFİZ (celle celâluhu): Her şeyi belli vaktine kadar koruyan. 39- EL-MUKİT (celle celâluhu): Herkese azığını veren. Vakitleri yaratan. 40- EL-HASİB (celle celâluhu): Kulların yaptıklarının hepsinin hesabını yapan. 41- EL-CELİL (celle celâluhu): Celalet ve ululuk sahibi. Heybeti akılları dehştte bırakan. 42- EL-KERİM (celle celâluhu): Cömert ve cömertliği daimidir. 43- ER-RAKİB (celle celâluhu): Kulların bütün hal ve hareketlerini murakabe eden. Bütün varlık üzerinde gözcü. 44- EL-MUCİB (celle celâluhu): Duaları, istekleri kabul eden. 45- EL-VÂSî (celle celâluhu): Cömertliği bütün kainatı, ilmi bütün ilimleri, kudreti bütün kuvvetleri kuşatan. 46- EL-HAKİM (celle celâluhu): Hüküm ve hikmet sahibi. Bütün işleri, emirleri, nehiyleri hikmetli. Gerekeni en güzel şekilde yapar. 47- EL-VEDÛD (celle celâluhu): Sevilmeye, dostluğa, en fazla lâyık olan. Dostların kalbini işgal eden eşsiz bir muhabbet. 48- EL-MECİD (celle celâluhu): Şanı yüce, zatı şerefli, ef’ali güzel, ihsanı bol. 49- EL-BÂİS (celle celâluhu): Ölüleri dirilten, peygamberleri bir nizam ile gönderendir. 50- EŞ-ŞEHİD (celle celâluhu): Her yerde, her zamanda, hazır ve nâzır. Bilinenin de, bilinmeyenin de şahididir. 51- EL-HAKK (celle celâluhu): Zatı vaciptir. Varlığı hiç değişmeyendir. 52- EL-VEKİL (celle celâluhu): Yaratıkların işlerini düzelten, kefil olan 53- EL-KAVİYY (celle celâluhu): Pek güçlü, kudreti tam. Hakkında acizlik düşünülemez. 54- EL-METİN (celle celâluhu): Çok sağlam. Kudreti sonsuz. 55- EL-VELİYY (celle celâluhu): İyi kullarına dost. Onları koruyan, işlerini tedvir eden. 56- EL-HÂMİD (celle celâluhu): Hamde lâyık olan, övülen. 57- EL-MUHSî (celle celâluhu): Her şeyin sayısını bilen. 58- EL-MÜBDİ (celle celâluhu): Mahlûkatı daha önce emsali olmadan ilk yaratan. 59- EL-MUİD (celle celâluhu): Mahlûkatı ölümünden sonra yeniden dirilten. 60- EL-MUHYİ (celle celâluhu): Hayat veren. 61- EL-MÜMİT (celle celâluhu): Ölümü yaratan, öldüren. 62- EL-HAYY (celle celâluhu): Ezeli ve ebedi diri olan. 63- EL-KAYYUM (celle celâluhu): Her şeyi ayakta tutan. Kendisi zatı ile kaim olan. 64- EL-VÂCİD (celle celâluhu): Asla muhtaç olmayan. İstediğini istediği zaman bulan. 65- EL-MÂCİD (celle celâluhu): Kadr-ü şanı büyük. Keremi bol olan. 66- EL-VÂHİD (celle celâluhu): O ezeli ve ebedi Tek’tir. Bir’dir. 67- EL-AHAD (celle celâluhu): Zatı birdir. Terkip kabul etmez. 68- ES-SAMED (celle celâluhu): Her şey ona muhtaç. Fakat o hiçbir şeye muhtaç değil. 69- EL-KÂDİR (celle celâluhu): İstediğini istediği gibi yapmaya gücü yeten. 70- EL-MUKTEDİR (celle celâluhu): Kuvvet ve kudret sahipleri üzerinde istediği gibi tasarruf eden. 71- EL-MUKADDİM (celle celâluhu): İstediğini ileri geçiren, öne alan. 72- EL-MUAHHİR (celle celâluhu): İstediğini geri koyan, arkaya bırakan. 73- EL-EVVEL (celle celâluhu): Başlangıcı olmayan, ilk. 74- EL-AHİR (celle celâluhu): Sonu olmayan. 75- EZ-ZAHİR (celle celâluhu): Âşikâr olan. Delillerle bilinen. 76- EL-BATIN (celle celâluhu): Gizli. Duyu organları ile idrak edilemez. 77- EL-VÂLİ (celle celâluhu): Kainatı, her an olup biten hadisatı tedbir ve idare eder. 78- EL-MÜTEAL (celle celâluhu): Şanına lâyık olmayan sıfatlardan münezzeh. 79- EL-BERR (celle celâluhu): İhsan ve in’amı, iyiliği çok olan. 80- ET-TEVVÂB (celle celâluhu): Tevbeleri kabul edip, günahları bağışlayan. 81- EL-MUNTEKİM (celle celâluhu): Suçlulara lâyık oldukları cezayı veren. 82- EL-AFÜVV (celle celâluhu): Affı çok. Günahları affeden. 83- ER-RAUF (celle celâluhu): Kullarına kolaylık murat eden. Pek re’fetli. 84- EL-MALİKÜL MÜLK (celle celâluhu): Mülkün ebedi sahibi 85- EL-ZÜL-CELALİ VEL İKRAM (celle celâluhu): Hem büyüklük, hem fazl-ı kerem sahibi 86- EL-MUKSİT (celle celâluhu): Adil-i mutlak. Mazlumun hakkını zalimden alan. 87- EL-CÂMİ (celle celâluhu): İstediğini istediği zaman, istediği yerde toplayan 88- EL-ĞANİY (celle celâluhu): Çok zengin ve her şeyden müstağni. 89- EL-MUĞNÎ (celle celâluhu): İstediğini zengin eden. 90- El-MÂNÎ’ (celle celâluhu): İstemediği bir şeyin meydana gelmesine mâni olan. 91- ED-DÂR (celle celâluhu): Dilediği zaman, elem verici şeyler yaratan. 92- EN-NÂFİ (celle celâluhu): Hayır ve menfaat verici şeyler yaratan. 93- EN-NÛR (celle celâluhu): Âlemleri nurlandıran. İstediği simâlara zihinlere ve gönüllere nur yağdıran. 94- EL-HÂDî (celle celâluhu): Hidayete erdiren. İstediğini hayırlı yollara muvaffak kılan. 95- EL-BEDİ (celle celâluhu): Emsalsiz, hayret verici alemler yaratan. 96- EL-BÂKİ (celle celâluhu): Varlığının sonu olmayan. 97- EL-VÂRİS (celle celâluhu): Varlık aleminin tek vârisi. 98- ER-REŞİD (celle celâluhu): İnsanları hayırlı yollara irşat eden. Her işi faydalı, hiçbir tedbirinde yanılmayan, hiçbir takdirinde hikmetsiz şey bulunmayan. 99- ES-SABÛR (celle celâluhu): Çok sabırlı. Azap etmekte acele etmez. Mühlet verir. ![]()
الله أَكْبَر - الله أَكْبَر - الله أَكْبَر
اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ وَوَصَّيْنَا الْإِنسَانَ بِوَالِدَيْهِ حُسْنً وَوَصَّيْنَا الْإِنسَانَ بِوَالِدَيْهِ حُسْناً وَإِن جَاهَدَاكَ لِتُشْرِكَ بِي مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَا إِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَأُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُو
MUTLAKA DİNLEYİN
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|